Aslında Şöyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aslında Şöyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İngilizce'de Hindiye Niçin TURKEY Deniliyor?


        İngilizcede hindinin anlamının Turkey olduğunu öğrendiğimizde hepimiz bunu yadırgarız.Çünkü bu hayvanlarla Türkler arasında nasıl bir bağlantı kurulduğunu anlamayız.Ya da tamamen bir ses benzerliğimidir,bilemeyiz.Peki,bunun cevabının tarihte olduğunu biliyor muydunuz?



        Hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir.Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu.Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş,1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı.

         İngilizler o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğunu tanıyorlardı.Ancak Amerika’dan gelen Hindileri görünce şaşıran İngilizler,bunların da Afrika hindisinin veya Hint tavuğunun bir türü olduğunu düşündüler.Gerçi sonunda Amerikalı hindilerin diğerlerinden farklı olduğunu anlamıştı;ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde dillerine ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Sayılar Nasıl Ortaya Çıktı

          Sayılar günlük hayatımızdaki pek çok şeyi kolaylaştırmak için bize yardımcı olurlar.Eğer sayılar olmasaydı bir kaos yaşayacağımız ortada.Medeniyetin bunca ilerlemesinde,sayı sisteminin kurulmuş olmasının etkisini kimse inkar edemez.Peki,ama dünyayı değiştiren şeylerden biri olan sayı sistemi nasıl ortaya çıkmıştır,biliyor musunuz?


          Bilinen en eski sayma sistemlerinden biri,eski Mısırlılara ait olanıdır.Eski Mısırlıların kullandıkları resim yazısının (hiyeroglif) başlangıç tarihi, M.Ö. 3300 yılına kadar gider.Mısırlılar yaklaşık 5300 yıl önce,milyona kadar olan sayıları kapsayan bir sistem geliştirmişlerdir.Eski mısırlılara ait sayma sistemi, ilkçağ mağara insanının önceleri kullandığı sayma sisteminin gelişmiş şeklidir.

Yürüyen Merdiven Nasıl Yürür

           Günümüzde,alışveriş merkezlerinde katlar arasındaki geçişi yürüyen merdivenler sağlar.Keza metrolarda da yürüyen merdivenlere rastlarız.Hiçbir emek harcamamıza gerek kalmadan,bir üst kata çıkmaktan daha güzel ne olabilir ki?Peki,gündelik yaşamımızda pek çok yerde karşımıza çıkan yürüyen merdivenler nasıl yürür,biliyor musunuz?



           Yürüyen merdivenin basamakları,bir çark ayrıcalığıyla hareket eden bir zincire bağlıdır.Bu çarkın hareketi ise bir elektrik motoru tarafından sağlanır.Hareketi sağlayan çarkın yanı sıra,zincirin diğer uçtan geri dönmesini sağlayan ikinci bir çark daha vardır.Bu yapıyı bisikletin zincirine ve çarklarına benzetebiliriz.Basamaklar,bu ikili ray sistemi üzerinden kayarlar.Basamakların her iki tarafında,raylar üzerinde kaymalarını sağlayan birer çift teker bulunur.Raylar,merdivenin tepesi ve en altı dışında birbirine paraleldir.Tepede ve aşağıda,iç tarafta bulunan ray,dış taraftakinin altındaki hizada kalır.Bu sayede her basamak bir önceki ile aynı hizaya gelmiş olur.Basamaklar bu yolla,merdivenin sonunda düz bir platform oluştururlar ve çarkın etrafından dolanarak,yürüyen merdivenin alt kısmına geçerler.

20. Yüzyılın İlk İcadı Nedir ?


100′den başlayarak tüm yüzyılın hızlı bir teknlojik gelişmeyle sarsıldığını hepimiz biliyoruz.Teknolojik buluşlar ardı arkası kesilmeden yapıldı ve dünyamızın şeklini değiştirdi.Hayatımızı kolaylaştıran ve renk katan bu buluşlar arasında neler yok ki? Televizyon,radyo,bilgisayar,süper jetler,savaş makineleri vs. Tüm bu buluşlar bir yana,20. yüzyılın ilk icadını kimin yaptığını biliyor musunuz?



1900 yılında Kont Ferdinand Von Zeppelin tarafından zeplin icat edildi.Aynı yıl Charles Seebergs,Jesse Reno’ya ait olan yürüyen merdiveni yeniden tasarladı ve günümüzün modern yürüyen merdivenini icat etti.

Ateşin Yanması İçin Oksijen Gerektiği Halde Neden Muma Üflediğimizde Söner?


      Elektrikler kesildiğinde mumlar her zaman imdadımıza yetişirler.Yakılan bir mum ortalığı az da olsa aydınlatarak en azından evin içinde hareket ederken düşmemizi ya da korkmamızı önler.Elektrik geldiğindeyse ilk yaptığımız iş mumu söndürmektir ve hepimiz bunu üfleyerek yaparız.Normalde ateşi besleyen şey havayken, muma üflediğimizde neden söndüğünü biliyor musunuz?



       Mum yanarken yanmakta olan aslında fitili değil,fitilin dibindeki parafinden buharlaşıp yükselmekte olan,bir kısmı da yüzel gerilimiyle fitilden yukarı tırmanan karbon-hidrojen bileşikleridir.Bunların buharlaşma ve yanma sıcaklıkları düşük olduğundan kendileri yanar,ancak normalde fitil tutuşturamazlar.Gerçi mum eridikçe,fitilin açıkta kalan boyu uzar ve bu üst kısım;bir sonraki tutuşturma sırasında,kibritin görece yüksek yanma sıcaklığıyla karşılaşınca,üzerindeki hidrokarbonlar da yandıktan ve alev ‘sınıra’ dayandıktan sonra,tutuşup yanabilir.Böylelikle fitilin açıkta kalan boyu,yaklaşık olarak belli bir uzunlukta kalır.

Kaşınmaya Başlayıncaya Kadar Bir Sivrisinek Tarafından Isırıldığımızı Neden Anlayamıyoruz?

     

            Özellikle yaz aylarında sıcağın yanı sıra sivrisineklerle de savaşıyoruz.Sinek ilaçları ve çeşitli kovucular girdiğimiz bu savaşta bize yardımcı olsa da,aramızdan hiç kimse bir sivrisinek tarafından ısırılmadan yazı geçirdiğini söyleyemez.Peki,hassa olan vücudumuz sivrisinek tarafından ısırıldığında,kaşıyıncaya kadar bunu anlayamamamızın sebebi nedir?



          Bu sorunun cevabı her şeyden önce sivrisineklerin kendi özel tasarımlarında gizlidir.Sivrisineklerin proboscis adı verilen,iğneye benzeyen ve çok ince olan bir ağız yapıları vardır.Vücudumuza yaptıkları saldırılarda bu özel yapı sayesinde deriye çok ince bir delik açarlar.Bu delik çok küçük olduğu için,damarlarımızdan gelen kan hemen pıhtılaşabilir.Sivrisinekler de bu pıhtılaşmayı önlemek için deri altına pıhtılaşmayı önleyen bir madde zerk ederler ve bu şekilde kanın akışını sağlarlar.

          Isırıldıktan sonra kaşınmamızın nedeni ise,anti-koagülan (pıhtılaşma önleyici) adlı maddeye karşı vücudumuzun gösterdiği tepkidir.Bu tepki sonucunda vücut histamin adı verilen bir madde salgılar ve biz de kaşınmaya başlarız.

          Başta da belirttiğim gibi,sivrisineklerin ağız yapısı sayesinde,ısırılmayı kaşınıncaya kadar fark edemeyiz.Bu da sivrisineklerin,ortadan kaldırılmasına yönelik geliştirilen teknolojilere karşı doğanın eşsiz tasarımlarını kullanarak,belki daha binlerce yıl direnecekleri anlamına geliyor.

Yüzümüz Nasıl Oluyor Da, Biz Utanınca Kendini Ele Verip Kızarıyor?


          Hepimiz zaman zaman yaşamışızdır:Söylenmemesi gereken bir şeyle karşılaştığımızda,hiç olmadık bir hata yaptığımızda ya da birinden hoşlandığımızda vücudumuz bizi ele vererek hemen tepkisini gösterir ve yüzümüz kızarır. Çoğu zaman durumu toparlamak için yüzümüzü saklamaya çalışırız ya da ortamdan hemen uzaklaşırız.Peki,nasıl oluyor da yüzümüz kızarıyor? Bundan kurtulmak mümkün mü?



         Aslında yüz kızarması sadece utanmayla alakalı değildir. Şaşırdığımızda, kızdığımızda, heyecanlandığımızda, korktuğumuzda ya da kendimizi stres altında hissettiğimiz durumlarda da yüzümüz yaşımıza ve tecrübe oranımıza göre kızarabilir.Hatta bazı insanların,geçmişlerinde onlarda utanma duygusu yaratan bir olayı anımsadıklarında bile kızarabildikleri kolayca görülür.

           Yüz kızarması,belirli zihinsel süreçlerin üst üste gelerek,utanma güdüsü oluşturması ve sonuçta da fonksiyon yetersizliğine sebep olması nedeniyle ortaya çıkan bir durum aslında.Zihnimiz karıştığında,simpatik sinir sistemimiz devreye girer ve çevresel kılcal damarlarımız vazodilatör maddelerin de etkisiyle genişlemeye başlar.Bunun sonucu olarak kan akışımız hızlanır ve yüzümüzle boynumuzun çevresine daha fazla kan pompalanır.Bütün bu tepkileri göstermemize neden olan ise hipotalamus’tur.Utanma durumunda vücut genelinde de bir sıcaklık artışı görüldüğü için,kan en çabuk soğuyabileceği noktalara doğru pompalanır.Bu noktalar da tabii ki eller,ayaklar ve yüzümüzdür.

             Sonuç olarak vücut dengemizde değişim yaratan bir olay yaşadığımızda,yüz kızarmasından kurtulmamıza ne yazık ki imkan yok.Dolayısıyla böyle durumlarda en eski ve etkili çözümü kullanmaya devam edebiliriz: Yüzünüzü saklayın ve bir an önce ortamdan uzaklaşın!

Satranç Oyununda Bilgisayar Nasıl Düşünür


       Haberlerde en büyük satranç ustalarıyla en gelişmiş bilgisayarların karşılaşması yapacağını defalarca okumuşuzdur.Hatta en gelişmiş bilgisayarlar pek çok satranç ustasıyla karşılaşır ve sonuçlar heyecanla tüm dünyaya duyurulur.Peki,aslında bir düşünce oyunu olan satrancı düşünmeyen bir makine nasıl oynanabilir?




      Birçok insan için bu kafa karıştıran bir sorudur.Çünkü satrancın zeka ve düşünce yetisi gerektiren tümüyle insani bir etkinlik olduğu düşünülür.Bilgisayarlar aslında oynamamakta,onun yerine doğru ve iyi bir hamle yapabilmek için bir dizi formül içeren seçim yapmaktadır.Bilgisayarlar hızlandıkça,hu hesaplanmış hamlelerin niteliği de giderek iyileşmektedir.

         Bilgisayarların satranç hesaplayıcıları,bu hamleleri hesaplama işini ne kadar körlemesine yapsalar da,dünyadaki en büyük satranç ustalarıyla baş edebilecek hale gelmişlerdir.Öyle ki;gelecekte bilgisayarların kendi başlarına bile satranç oynayabileceklerini düşünmemize neden olurlar.

Erkekler Mi Daha Akıllıdır, Kadınlar Mı?


        Kadınlarla erkekler arasında en sık geçen tartışmalardan biriside budur. Her iki taraf da kendi üstünlüğünü ispatlamak için kendi cinsinin daha akıllı olduğunu iddia eder. Peki,bilimsel olarak acaba hangisi doğrudur, erkekler mi yoksa kadınlar mı daha akıllıdır?



        Ne kadınlar erkeklerden ne de erkekler kadınlardan daha akıllıdır. Bütün insanların zekaları farklı farklıdır. Kimilerinin görsel, kimilerinin analitik, kimilerinin yapısal v.b. zekaları vardır. Kadınların genelde duygusal zekaları daha yüksektir. Erkeklerin ise pratiklik ve analitik zekası daha fazladır. Ama bu bir genellemedir ve istisnalar olabilmektedir. Zaten önemli olan zeka değil, sahip olduğumuz zekayı en etkili nasıl kullanacağımızı bilmektir.

Neden Bilgisayar Klavyelerinin Harfleri Alfabeye Göre Dizilmez?

     

           Bilgisayarlar günlük hayatımızın en önemli parçası oldular artık.Teknoloji çağını yaşadığımız bu günlerde,hayatımızı kolaylaştırarak,hem zamandan hem emekten tasarruf etmemizi ve az hata payı oranıyla da işlerin aksamadan ilerlemesini sağlıyorlar.Hepimiz bir kere bile olsa bilgisayar kullanmışızdır ve bu karmaşık aletle ilgili kafamızda binlerce soru işareti oluşmuştur.Peki,günlük hayatımızda bunca yer kaplayan ve zaman zaman zorlanmamıza neden olan klavyedeki harfler neden alfabeye göre dizilmemiştir?



             Tüm dünyada Q klavye olarak bilinen tuş dizilimi aslında daktilonun icat edildiği günden beri hiç değişmedi.Tuşların diziliş şekilleriyle ilgili pek çok rivayet bulunmaktadır,ama en kabul gören hikayeye göre;daktilonun mucidi Christopher Latham Sholes,ilk çalışan örneklerde bir problemle karşılaştı.İcat ettiği yazı makinesinin harfleri kağıda basmak için kullandığı mekanik harf kolları,kapalı bir kutunun içinde yer alıyordu ve iki kol birden kağıda doğru havalandığında içerde sıkışmaya neden oluyordu.Sholes bu problemin çözümü için,kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun gördü ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıktı.184 yılında bu cihazların üretim hakkını alarak seri üretime başlayan E. Remington 6 Sons firması harf dizilimini değiştirmedi ve aynen kullanmaya devam etti.İlk seri üretime başladıktan sonra da,kullanım yaygınlığı ve alışkanlıklar dolayısıyla da Q klavye dizilimi bir daha değişmedi.

Geceleri Yemek Yiyip Yatmak Gerçekten Kilo Aldırır Mı?



"Medicine & Science in Sports & Exercise" dergisinde yayımlanan bir çalışma, yatmadan yarım saat önce içilen sütün erkeklerde protein sentezini artırarak daha fazla kas yapılmasına yardımcı olduğunu ortaya çıkardı.



Florida Eyalet Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan çalışmada ise uyumadan önce protein ya da karbonhidrat içeren hafif bir şeyler atıştırmanın, metabolizmayı hızlandırdığı keşfedildi. Çalışmaya katılanlar, iki gruba ayrıldı. İlk grubun, yatmadan önce 150 kalori almasına izin verildi. Çalışma sonucunda ilk grubun, gece hiçbir şey yemeyen ikinci gruba oranla daha yüksek bazal metabolizma oranına sahip olduğu belirlendi.

Yine aynı çalışma, yatmadan önce bir şeyler atıştıran kişilerin sabah daha az açlık hissettiğini gösterdi. Bilim adamları, gece özellikle protein açısından zengin gıdalar tüketenlerin, ertesi gün öğünler arasında fazla acıkmadığını söyledi.

Wayne Eyalet Üniversitesi'nde yapılan farklı bir çalışma ise yatmadan önce lif açısından zengin gıdalar tüketen kişilerin daha kolay kilo kaybettiğini gözler önüne serdi.

Acıkınca Karnımız Neden Guruldar?



          Kimi zaman arkadaşlarla otururken,sessizlikte bazen birisinin karnı guruldar ve bu gülüşmelere neden olur.Sanki karnın içinde çalışan bir makine varmış gibi gürültü çıkarır.Genelde karnımızın acıktığını düşünmemize neden olan karın guruldaması aslında sadece acıkmayla alakalı bir olay değildir.Karnımızın neden guruldadığını bilmek ister misiniz?



           Mide,kaslı bir yapıya sahiptir ve sindirimde çok çeşitli görevleri vardır.Sürekli olarak kasılan,gevşeyen,hareket eden,çalkalanan ve sindiren bir organdır.Midemiz dolu olduğunda,tüm bu aktiviteler normal ilerleyişini sürdürür.Ancak midemiz boş olduğunda da kasılmalar devam eder.Bu kasılma hareketleri devam ederken,mide duvarlarının birbirne sürtünmesi sonucunda da, ‘karın guruldaması’ dediğimiz sesi duyarız.Bu bize,yemek yeme vaktinin geldiğini hatırlatan bir sinyaldir.Ancak uzun bir süre aç kaldığımızda,kas hareketleri azalır.Bunun nedeni,vücudun açlık fazına girmesi ve sindirilmiş besinler yerine depo yağların kullanılmaya başlamasıdır.

        Karnımızın guruldamasının diğer bir nedeni ise,midemiz boş olduğunda içine dolan havadır.Midenin hareketleriyle,içinde bulunan hava kabarcıklarının da ileri-geri hareket etmesi sonucunda,guruldama sesi ortaya çıkar.

Neden Sarhoş Oluruz?


        İçki içmek,kıvamını kaçırdığımızda oldukça tehlikeli sonuçlara yol açabilir.Fazla içkiyle sarhoş olan insan,kontrolünü sağlayamadığı için davranışları tutarsızlaşır ve konuşmaları anlaşılmaz hale gelir.İçkiliyken araba kullanıp kaza geçiren pek çok insanın başına gelenleri haberlerde duymuşuzdur.Ya da suç işleyenlerin kendilerini ‘sarhoştum’ diyerek savunduklarını..Peki,aklı başında bir insanın kontrolünü yitirmesine sebep olan sarhoşluk nasıl olur?

          Alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra,ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir.Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol,derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar.Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.İçmeye devam edilirse beyindeki görme,denge,konuşma ve muhakeme ilke ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlar.Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için,kalp kası zorlanır ve nabız atar.Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir.Daha da devam edilirse,alkolün kandaki oranı alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır,solunum yetmezliği nedeniyle ölüm kaçınılmaz olur.Alkol oldukça yavaş yakılır.100 gr. saf alkolün vücutta yakılması yaklaşık on saat sürer.

Parmaklar ve Diğer Eklemler Neden Kütler

         Parmaklarımızı kütletmek hepimizin yaptığı bir şeydir.Hatta bazılarımız bunu alışkanlık haline getirmişizdir.Peki,parmaklarda olduğu gibi eklemler neden kütler,biliyor musunuz?


          Tendonlarımız,tıpkı bir gitar teli gibi gerginken bu sesi çıkarabilir.Kütleme sesinin diğer bir nedeni ise,eklem kapsüllerinin içerisinde bulunan sıvıda erimiş halde mevcut olan gazların serbest kalmasıdır. Eklem içerisindeki küçük kemik parçacıkları da çıtırdama seslerine neden olabilir. Eklemlerin yerinden oynaması durumunda da bir kütleme sesi gelebileceğini unutmamak gerekir, ancak bu durum çoğunlukla acı vericidir.

Nasıl Oluyor da Üfleyince Soğuk Hohlayınca Sıcak Hava Veriyoruz

          Kışın çok soğuk havalarda hepimiz hohlayarak ellerimizi ısıtmaya çalışmışızdır ya da yemeği üfleyerek soğutmayı denemişizdir.Tuhaf olan,her ikisininde işe yaraması ve hohladığımızda sıcak olan nefesin,üflediğimizde serinlik vermesidir.Peki,bu nasıl oluyor?

          Akciğerlerimizden çıkan hava,zaten vücut sıcaklığına yakındır,yani ılıktır.Havayı üfleyerek dışarı vermeye çalıştığımızda,hava dar bir alandan hızlıca geçer ve türbülans nedeniyle soğur.Bu yüzden üflediğimizde serinlik verir.

           Hohlamadaysa,hava ağzımızın içine yayılır,ağız içi kılcal damarlarında bir miktar ısıtılır ve daha yavaş olarak dışarıya verilir.Bu nedenle de dışarıya sıcak olarak çıkar.

İlk Yoğurt Nasıl Yapıldı ?


Sofralarımızda muhakkak olması gerekenlerden biri de yoğurttur.Hem sağlıklı,hem de lezzetli olduğu için insanlar tarafından tercih edilirler.Ama yoğurt yapmak biraz zahmetlidir.Çünkü öncelikle maya bulmanız gerekir,öyle değil mi?Oysaki maya olmadan da yoğurt yapılabilinir.Nasıl mı?
Yoğurt sütten yapılan bir gıda maddesidir.Sütün yoğurda dönüşmesini sağlayan ise bakterilerdir.Yoğurtta bulunan Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus sütte bulunan laktoz şekerini enerji elde etmek için kullanırlar ve bu tepkimeler sonucunda laktik asit üretirler.Laktik as,t sıvı haldeki sütün daha katı,kremsi haldeki yoğurda dönüşmesine neden olur.Evde yoğurt yapılırken süte mutlaka biraz da yoğurt katılmasının sebebi aslında yoğurdun oluşabilmesi için bu bakterilere ihtiyaç duyulmasıdır.Yoğurt yapılacak olan sütte bir kase başlangıç kültürü (yani içinde bakteriler bulunan yoğurt) eklenir.Gerekli sıcaklık sağlanıp yeterinde beklendikten sonra süt yoğurda dönüşür.

Başlangıç kültürü olmadan sütten yoğurt elde etmek için çok fazla beklemeniz gerekebilir.Yani aslında bu imkansız değildir.Küçük bir kutu günlük sütle bunu deneyebilirsiniz.Süt kutusunu açık olarak pencere önüne bırakıp birkaç gün bekleyin.Eğer doğru bakteriler tarafından işgal edilirse,büyük olasılıkla sütünüzün siz hiçbir şey yapmadan yoğurda dönüşmüş olduğunu göreceksiniz.Muhtemelen ilk yoğurdun ortaya çıkışı da bu şekilde olmuştur.Bakteriler etrafımızda düşünebileceğimiz her yerlerde (havada,suda,hatta derimizin üstünde).Açık bir süt kutusunun içine hava aracılığıyla girmeleri de bu durumun doğal bir sonucudur.

13 Sayısından Neden Korkulur ?

Bilimsel bir çağda yaşamamıza rağmen bazı batıl inançlar etkilerini sürdürmeye devam ediyor.Bunlardan biri de on üç sayısının uğursuz kabul edilmesidir.Özellikle ABD’de fobiye dönüşen bu inanç hayatı da birçok açıdan ciddi olarak etkilemektedir.Örneğin;ayın on üçüne denk gelen uçak yada otobüs rezervasyonlarının iptal edilmesi,o gün sokağa çıkıp alışveriş yapan insan sayısında bir azalma olması gibi.Hatta durum öyle abartılmıştır ki;bazı büyük otellerde 13. kat yokken (ya 12A ya da direkt 14 diye geçer);bazı ülkelerde de evrelin kapılarına 13 numarası verilmez.Peki,bazı insanların hayatını bu denli etkileyen bu inancın kökeninin nereye dayandığını biliyor musunuz?

Bilindiği gibi Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde kendisiyle birlikte on üç kişi vardır.O meşhur akşam yemeğinden sonra Hz. İsa’nın başına gelenler de herkes tarafından bilinmektedir(kısaca hatırlatmak gerekirse,havarilerinden Yahuda’nın ihanetiyle çarmıha gerilmesi).Yani bu inancın,Hz. İsa’nın ünlü son akşam yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı ileri sürülmüştür.Ancak bu varsayım ilk bakışta mantıklı görünse de on üç sayısının uğursuzluk getirmesiyle ilgili inanışın İsa’dan çok daha öncelere dayanmasını açıklayamamaktadır.İskandinav mitolojisinde şöyle bir olay anlatılmaktadır:Tanrı Odin’in ölen kahramanların ruhlarının sonsuz mutluluk içinde yaşadıkları sarayında bir ziyafet verilmektedir.Bu ziyarete on bir kişi davetlidir.Bir de daveti düzenleyen Tanrı Odin’in oğlu Baldur bulunmaktadır.Tümü birden on iki kişi olmaktadır.Ancak ziyafete çok kısa bir süre sonra davetsiz bir misafir gelir.Bu Baldur’un ölümüne yol açan kötü bir ruhtur aslında.Görüldüğü gibi her iki anlatımda da on üçüncü kişinin ihaneti söz konusudur.Ve her iki olayda da ihanet ölümle sonuçlanmaktadır.

Kimi yerlerde sofradan ilk ayrılanın başına kötü şeyler geleceği yolunda bir inanış vardır.Kimi yerlerde ise sofradan en son ayrılanın başına kötü şeyler geleceğine inanılır.İngiltere’nin Oxfordshire kentinde de bir odada on iki kişiyle birlikte bulunmak,özellikle de aynı odada on iki kişi daha varken kapının yanında bulunmak büyük felaketlere yol açar şeklinde bir inanç bulunmaktadır.Her halükarda on üç sayısının uğursuzluğuna inanılmakta,otelciler otel odalarına 13 sayısını koymamakta,gemiciler ayın 13′ünde limandan ayrılmamaktadır.