İlk Yoğurt Nasıl Yapıldı ?


Sofralarımızda muhakkak olması gerekenlerden biri de yoğurttur.Hem sağlıklı,hem de lezzetli olduğu için insanlar tarafından tercih edilirler.Ama yoğurt yapmak biraz zahmetlidir.Çünkü öncelikle maya bulmanız gerekir,öyle değil mi?Oysaki maya olmadan da yoğurt yapılabilinir.Nasıl mı?
Yoğurt sütten yapılan bir gıda maddesidir.Sütün yoğurda dönüşmesini sağlayan ise bakterilerdir.Yoğurtta bulunan Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus sütte bulunan laktoz şekerini enerji elde etmek için kullanırlar ve bu tepkimeler sonucunda laktik asit üretirler.Laktik as,t sıvı haldeki sütün daha katı,kremsi haldeki yoğurda dönüşmesine neden olur.Evde yoğurt yapılırken süte mutlaka biraz da yoğurt katılmasının sebebi aslında yoğurdun oluşabilmesi için bu bakterilere ihtiyaç duyulmasıdır.Yoğurt yapılacak olan sütte bir kase başlangıç kültürü (yani içinde bakteriler bulunan yoğurt) eklenir.Gerekli sıcaklık sağlanıp yeterinde beklendikten sonra süt yoğurda dönüşür.

Başlangıç kültürü olmadan sütten yoğurt elde etmek için çok fazla beklemeniz gerekebilir.Yani aslında bu imkansız değildir.Küçük bir kutu günlük sütle bunu deneyebilirsiniz.Süt kutusunu açık olarak pencere önüne bırakıp birkaç gün bekleyin.Eğer doğru bakteriler tarafından işgal edilirse,büyük olasılıkla sütünüzün siz hiçbir şey yapmadan yoğurda dönüşmüş olduğunu göreceksiniz.Muhtemelen ilk yoğurdun ortaya çıkışı da bu şekilde olmuştur.Bakteriler etrafımızda düşünebileceğimiz her yerlerde (havada,suda,hatta derimizin üstünde).Açık bir süt kutusunun içine hava aracılığıyla girmeleri de bu durumun doğal bir sonucudur.

Uykusuzluğa Ne Kadar Dayanabiliriz


Uyku insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından birisidir. Az uyuduğumuz ya da hiç uyuyamadığımız günlerde kendimizi hayattan bezmiş gibi hissederiz. Kendimize gelmemiz için bir kaç saatlik bir uykunun bile yeteceğini düşünürüz böyle zamanlarda..

Az uyumanın bile dengemizi bozduğunu düşünürsek, acaba insan hiç uyumadan kaç saat yaşayabilir?Bu sorunun deneysel olarak cevabı 264 saat, yani yaklaşık on bir gündür. Şaşırtıcı ama 1965 senesinde, Randy Gardner adında, on yedi yaşında bir lise öğrencisi, bir bilim fuarında bu dünya rekorunu elde etti.



Başka birçok araştırmada, normal bireylerin sekiz günden on güne kadar uyanık kaldığı, dikkatle yürütülen deneyler yapılmıştır. Bu bireylerden hiçbirinde ciddi tıbbi, sinirsel, fizyolojik ya da psikiyatrik problemler görülmemiştir.

Bununla birlikte, deneye katılanların hepsinin de, uykusuzluk arttıkça, ilerleyen ve belirginleşen bir şekilde konsantrasyon sağlamada, motive olmada, algılamada ve diğer yüksek zihinsel süreçlerde zayıfladıkları gözlenmiştir. Buna rağmen, bütün denekler, bir-iki günlük uykudan sonra normal hallerine dönmüşlerdir.

Chicago Üniversitesi’nde, Allan Rechtschaffen’in uyku labaratuvarında farelerle yaptığı deneylerde, iki hafta boyunca uyumamanın bu hayvanlarda ölümle sonuçlandığı görülmüştür. Uykuya dalıp dalmadıklarını anlamak için, bu sıçanların beyin dalgaları sürekli olarak kontrol edilmiştir. Hayvanlar her seferinde ,uykuya dalar dalmaz uyandırılmıştır. Ölüm sebebi kesin olarak açıklanmamış fakat hipermetabolizmayla ilgili olabileceği öne sürülmüştür.

Çok nadir görülen Morvan sendromu gibi bazı hastalıklarda da hastanın aylarca hiç uyuyamadığına rastlanmıştır. Hastanın kendini uykulu ya da yorgun hissetmediği, fakat genellikle aynı zaman aralığında halüsinasyonlar gördüğü saptanmıştır.

Sonuç olarak uykusuzluktan ölen hiçbir insan rapor edilmiş değildir. Fakat uykunun ertelenebilse de hayatımızdan çıkaramayacağımız bir şey olduğu bir gerçektir.

Horozlar Sabahları Neden Erkenden Öterler ?

            Artık hepimiz şehir hayatında yaşıyoruz.Bundan dolayı artık bizi horozlar değil,çalar saatler uyandırırlar. Ama kırsal yaşamda horozlar hala erkenden öterek insanları yataklarından kaldırıyorlar.Yani bir tür çalar saat görevi görüyorlar.Peki horozlar neden sabah erken kalkıp öterler,biliyor musunuz?



Sabah güneş doğarken ötmek sadece horozlara özgü değildir.Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi,onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır.Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler.Gün boyu hem horozlar,hem kuşlar ötmeye devam ederler.Ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabahdır. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır.

Sirke ve Şarap Arasındaki Fark Nedir ?


Sirkenin tarihi de neredeyse şarap kadar eskidir. Aslında sirke ekşimiş şaraptır. Muhtemelen 10 bin yıl önce tembel bir şarap imalatçısı, şarabı yaparken uzun süre bekleterek hava almasına, sonucunda da ekşimesine sebep olmuş böylece bilmeden, rastlantıyla sirkenin kaşifi olarak tarihe geçmiştir. Binlerce yıl her medeniyet değişik meyve, sebze ve hububattan kendi usullerince sirke yapmış ama sirkeleşmenin ne olduğu ancak geçen yüzyılın başlarında anlaşılabilmiştir.



Genellikle sirkenin sadece salatalarda, turşularda, salçalarda, gıda maddelerinde kullanıldığı sanılır. Halbuki tarihe bakıldığında sirkenin asırlar boyu tıbbın hizmetinde olduğu görülür. Milattan yaklaşık 400 yıl önce tıbbın babası Hipokrat'ın hastalarına sirkeyi ilaç olarak tavsiye ettiği biliniyor. Sonraları doktorlar sirkeyi nefes açıcı olarak akciğer rahatsızlıklarında, cilt hastalıklarında, incinme ve burkulmalarda, ateş düşürmede ve iç kanamaların tedavilerinde yaygın olarak kullanmışlardır.

Romalı askerler sirkeyi içme sularına dezenfektan olarak koyarlarmış. Hatta Anibal'in Alp dağlarını sirke sayesinde aştığı bile rivayet edilir. Anibal yoluna çıkan kayaları önce ateş yakarak ısıtmış sonra üzerlerine sirke sürmüş, çatlayan ve ufalanan kayaları da yolu üzerinden kolayca kaldırmış. Sirkenin tarih boyunca en önemli kullanım alanı ise yiyeceklerin muhafazasında olmuştur.

Bugün insanlar sirkeyi hala günlük yaşamda, alına sirkeli bez koyarak ateşi düşürmede, ağrı gidermede, temizlikte, pasları çözmede, yabani otları öldürmede kullanıyorlar.

Sirkenin kendine özgü ekşi tadı 'sirke asidi' denilen 'asetik asit'ten gelir. Asetik asit doğal olarak meyvelerde bulunmaz. Ancak meyve suları, mayalar ve bakteriler gibi mikroskobik canlıların rol oynadıkları iki basamaklı bir süreç sonunda sirkeye dönüşebilirler.

Üzümün bolca yetiştirildiği Türkiye gibi ülkelerde sirke üzümden elde edilen alkolden yapılır ama mayalanma ve sirkeleşme yalnızca üzüm suyuna özgü değildir. Sirke, elmadan, hurmadan, çeşitli meyvelerden, şekerleşmiş tohumlardan, arpadan, pirinçten, patatesten hatta ispirtodan bile yapılmaktadır.

Günümüzde marketlerden aldığımız sirke artık bilinçli metotlarla yapılmaktadır ama zaten sirke imalatının formülleri ve yöntemi çok basittir, binlerce yıl da Önemli bir değişiklik göstermemiştir. Birinci kademede alkol elde edilir, mayalanma sonucu bildiğimiz şeker alkole dönüşür. Buna fermantasyon deniliyor ve böylece şarap elde edilmiş olunuyor.

İkinci kademede havadaki bakteriler bu alkolü etkileyerek onu aside çeviriyorlar. Bu işleme de 'ikinci fermantasyon' veya 'asit fermantasyonu' deniliyor. Bu iş için şarap bir süre hava ile temasta bırakılıyor.

İkisi de Farsça 'sirke' kelimesinden dilimize girmiştir ama dişi bitin saç diplerine bıraktığı yumurtaların adı olan sirke ile şaraptan elde edilen sirkenin isim benzerliğinden başka ortak bir yanları yoktur. Aslında küçük bir ilişki vardır. Baştaki bit yumurtalarının yani sirkenin tedavisinde, ılık sirkeye batırılmış, sık dişli bir tarakla başı taramak oldukça faydalı bir yoldur.